Skip to content

Yas Uğraşı

Yas Uğraşı: Kaybı Anlamak, Kendimizi Onarmak
Kişi bir kayıp yaşadığında, genellikle iki tür tepki verir: yas ya da melankoli.
Ve kayıp, sadece birinin fiziksel ölümüyle sınırlı değildir. Hayatın içinde kimse ölmemiş olsa bile, yasın varlığı sık sık karşımıza çıkar. Taşındığımızda, işimizden ayrıldığımızda, eski benliğimizin değiştiğini fark ettiğimizde, birinin artık eskisi kadar anlam taşımadığını hissettiğimizde… Aslında kaybedilen bir kişi değil, bir durum, bir dönem, bir his bile olabilir. Ve bu kaybın ardından gelişen içsel tepki, kimi zaman yasın doğal akışında ilerler, kimi zamansa melankolinin derinliğinde takılı kalır.
Freud, yası insanın en doğal tepkilerinden biri olarak tanımlar.  Kayıp yaşadığımızda iç dünyamız bir süre onun etrafında döner; onu kabullenmek, yokluğuna alışmak zaman alır. Bu süreçte insan üzülür, geri çekilir, bazen hiçbir şey yapmak istemez. Ama zamanla o yoğun acı, yerini sessiz bir kabullenişe bırakır.
Freud bu süreci “yas uğraşı” olarak adlandırır. Yani bireyin kaybı iç dünyasında yeniden anlamlandırma çabasıdır bu. Kişi, kaybettiğine karşı yönelttiği anlamı yavaş yavaş geri çeker ve yeniden hayatın içinde başka anlamlara yer açmaya başlar.
Ancak bazen bu süreç takılır; işte o noktada melankoli başlar.
Yas, dış dünyada bir şeyi kaybetmektir; melankoli ise içimizde bir şeyi. Melankolide kişinin asıl kaybı kendisidir. “Artık ben yokum” hissi başlar. Kişi kendini suçlar, değersiz hisseder, yaşadığı öfkeyi karşısındakine değil, kendine yöneltir. 
“Yasta ölenle kederlenilir; melankolide ölenle ölünür.”
Melankolideki boşluk dışarıda değil, içeridedir. “Keşke gitmeseydi”, “Ona çok ihtiyacım vardı” gibi cümleler, hem sevgi hem öfke taşır. Bu ikili duygu – bir yandan sevmek, diğer yandan kızmak – içsel bir çatışma yaratır. İnsan bir yandan kaybı kabullenmek isterken, diğer yandan bırakmak istemez.
Zamanla, kaybımıza dair hislerimiz yumuşar. Bir fotoğraf, bir ses, bir koku… Hepsiyle birlikte yaşadığımızı fark ederiz. Artık o yoktur ama onunla yaşadığımız duygular, bizde kalır. Çünkü yas, kaybettiğimizi unutmak değil; onunla yeni bir ilişki biçimi kurmaktır. Yasın içinde büyür, dönüşürüz. Kaybın bıraktığı boşluk, zamanla kendimize yeniden tutunmayı öğrenmemiz için bir alan açar.
Gidenin ardından yas tutmak, kalanın insanca onurudur” der Albert Camus.
Tıpkı onun dediği gibi; gidenle birlikte bir yanımız değişir,
ama kalan yanımızdan yeniden büyürüz. Çünkü gitmiş gibi görünen şey bütünüyle kaybolmaz — sadece biçim değiştirir.